ÜLKEMİZ DE NEDEN BEETHOVEN ÇIKMIYOR¿

        “Hayatta müzik lazım değildir;  çünkü hayat müziktir. Müzik ile ilgisi olmayan varlıklar insan değildirler. Eğer söz konusu olan hayat, insan hayatı ise, müzik mutlaka vardır. Müziksiz hayat zaten mevcut olamaz.” (Atatürk)  Müziğin tarihi, insanlık kadar eski midir bilmem ama, insanın olduğu yerde müzik de olmuş. Kültürel bir öğe olduğu,  doğduğu coğrafyanın izlerini taşıdığı, toplumun felsefesini dillendirdiği… çok şey söylenebilir müzik için. Çalgılar, sazlar, sözler, diller değişse de “Müzik dilinin evrensel olduğu” iddia edilir. Her tür müziği dinleyebilir miyim diye soruyorum kendime, mümkün değil sanırım. Bazı müzikler rahatlatırken bazıları irite ediyor; mümkünse müziği susturasım değilse ardıma bile bakmadan dörtnala kaçasım geliyor. Hem de benim kaçtığım müziklere koşturanlar varken. Müzik bir zevk ve zevklerin tartışılmayacağı söylense de biz onu da tartışırız. “Nasıl dinleyebiliyorsun bu gürültüyü? İğrenç nasıl tahammül edebiliyorsun? Bence müzik anlayışını değiştirmelisin. Sana hiç yakıştıramadım, senin gibi biri böyle bir müzik dinlesin…”  Bize hitap etmeyen, kimseye etmemeli. 

 

        Peki müzik zevkimiz neye göre ve nasıl gelişiyor?

        Kim ya da kimlerden etkileniyor?

        Gruba aidiyet ihtiyacı müzik zevkinin belirlenmesinde etken mi?

        Psikolojik duruma bağlı olarak müzik tercihi anlık, günlük, haftalık, aylık değişimlere uğrar mı?

        Müzik algısı ne zaman gelişir?

 

        Müzik, insanın işitme duyusuna hitap eder. Bu sebeple müziğe yanıt verebilmek için, her şeyden önce kişinin işitmesi, bunun içinde işitme organlarının sağlam olması gerekir. İşitme organlarının gelişimi, doğum öncesi dönemde tamamlanır.  Dış kulak ve kulak zarı fetüsün 10. haftasında gelişirken;  orta kulak kemikleri fetüsün 18.-32.haftalar arasında gelişimlerini tamamlar. Fetüsün 24. haftadan önce sese cevap vermediği, 34.haftada ise işitme organlarının gelişimlerini tamamlandığı kabul edilir.

 

        Doğum öncesi dönemi sağlıklı olarak geçiren her bebek, doğduğu andan itibaren gözleriyle sabit olarak bakamadığı halde, sese tepki verir. Bireyde müzik algısının gelişebilmesi de, öncelikle ses algısının gelişmesiyle mümkündür. Arabaların motor sesleri, kornalar, kuş sesleri, rüzgarın sesi, bir nesne yere düştüğünde çıkan ses, insan sesleri gibi… Ses algısının gelişimi içinse, tüm bu sesleri fark etmek, sesin kaynağını bulmak, ayırt edebilmek, sesleri hafızada tutabilmek ve onlara tepki vermek gerekmektedir.  Bununla beraber müzik algısının gelişiminde sadece işitme duyumunun sağlıklı çalışması yeterli değildir. Uzun ve kısa süreli hafızanın, görsel algı gelişiminin yaşa uygun olması, ses çıkarmaya yarayan organların gelişimlerinin normal olması, konuşma işlevinin yeterli olması da şarttır.

 

        Sağlıklı bir bebek daha 3 günlükken annesinin sesini yabancı seslerden ayırt edebilir. Birkaç haftalık olduğunda ani ve yüksek tondaki sesler karşısında kasılır. Sağlıklı her bebek doğduğu andan itibaren ses tonlarına karşı duyarlıdır; hatta İlk 3 ay içinde müziğe karşı kayıtsız kalmazlar. Seslere karşı bu duyarlılık, 4-6 ay arasında müziği dikkatle dinlemeye, sesin geldiği yöne dönmeye, müzik bittiğinde soru sorar bir ifadeyle bakmalarına sebep olur. Kimi zaman müzik bitene kadar yaptığı davranışı bırakıp hareketsizce müziği dinlerler. 6-7.ayda kadın-erkek sesini ayırt edebilirler, 8.aydan itibaren canlı, ritmik müziklere sesle cevap vermeye başlar, hareketlerle eşlik ederler. Ve son nokta 9.ayda müzikten zevk aldığını ya da hoşlanmadığını hareketleriyle, tuttukları ritimlerle gösterirler; yani müziğin kalitesine not vermeye başlarlar. (Ritim duygusu müzik algısının olmazsa olmazlarındandır.)

 

        1-2 yaşlarındaki, bebeklerin, müziğin uyarıcı etkisini fark ettikleri, yanıt vermeye başladıkları, ses-resim, ses-hareket, ses-ses arasında ilişki kurabildikleri görülür. Örneğin horoz sesi çıkaran annesine horoz resmini bulup gösterebilirler. Müzik duyduklarında zıplama, çömelme kalkma, belini öne doğru bükme, asker gibi yürüme hareketleri yaparlar. Dilde henüz ustalaşmadıklarından sözlü şarkılarda ritme değil söze dikkatlerini yöneltirler. Bu sebeple müzik algısının gelişmesi için enstürmental şarkıların seçilmesi daha uygun olacaktır.

 

        2-3 yaşa geldiklerinde müzikle birlikte sağa sola, öne arkaya sallanma, dönme, zıplama hareketleriyle müziğe eşlik ederek dans ederler. Müzik eşliğinde döne döne tüm odaları dolaşabilir, elindeki oyuncağını ahenkle sallayabilirler. Müzik dinleme de bu yaşlarda başlar, müziğe konsantre olur çoğunlukla bir yerde oturarak dinlerler. Kendilerine has uydurma şarkıları 4-5 dakika süreyle söyleyebilirler. Şarkı söylemek onlar için bebek oyuncağıdır, anlamlı anlamsız her sözü anında besteler; fakat bu sözleri nasıl buldukları sorulduğunda açıklama getiremezler. Bu yaşlarda kısa şarkıları kolay öğrenir, yeni sesler taklit etme girişimlerini arttırırlar.  Öğrendikleri şarkıları kendi hayali melodileriyle ya da bilindik melodilere hayali sözlerle yeni yeni şarkılar üretirler. Neredeyse öğrendikleri her yeni kelimeyi müziğe katarlar. Diğer yönden de şarkı yoluyla birçok yeni kelime öğrenirler. Çocuğun müzik algısının gelişimi için doğru yönlendirilmesi gereken yaşlardır.

 

        3-4 yaşa geldiklerinde ifade edici dil kullanmada ustalaştıklarından, başkalarıyla da şarkı söyleme konusunda daha cesurdurlar.  Belli bir ses tonu yakalama becerisi gelişmeye başlar. Bedenini kullanarak değişik sesler çıkarmaya heveslidirler. Müzik aletlerine karşı olan ilgilerinin arttığı görülür. Müzik aletlerini vurma, sallama, tellerini titretmeye yoluyla ses çıkarma aracı olarak kullanırlar. Ritim sopaları kullanmaya başlamaları, bu yaşlarda uygundur. Yavaş vuruşlarda tam ve doğru ritmi yakalayamasalar da hızlı vuruşlarda başarılı olurlar.

 

        4-5 yaş alçak ve yüksek tondaki seslerin tanındığı, basit ritmik vuruşları taklit edebildikleri, melodileri akılda tutabildikleri, diğerleriyle şarkı söylenmeye çok istekli oldukları bir dönemdir.

 

        5-6 yaşa geldiklerinde ise müzik aleti çalma becerilerinin geliştiği, düzgün ritim ve vuruşları yapabildikleri,  müzik adına yaptıkları her şeyle özgüven kazandıkları, yaptıklarıyla onurlandıkları bir dönemdir. 

 

        Okulöncesi dönem, yaşamın en hızlı değişimlerinin yaşandığı, en dikkat edilmesi gereken kritik yılları içerir. Bu dönemde çocuğa verilecek eğitimin kalitesi, onun tüm yaşamını etkileyecektir.  Kaliteli ve duyarlı bir eğitimin ömür boyu desteğini görecek, hatalı uygulamaların ömür boyu izlerini taşıyacaktır. 0-6 yaş dönemi kişilik özelliklerinin %82’sinin oturduğu, alışkanlıkların kazanıldığı, öğrenmenin en yoğun olduğu, becerilerin geliştiği, yeteneklerin fark edildiği dönemdir. Bu dönemi iyi değerlendirmek gerekir. Müzik eğitimi de, çocuğun gelişimine olumlu getiriler sağlayacak önemli alanlardan olmakla birlikte çeşitli ekonomik, dini, sosyolojik  vb. sebeplerle her çocuk bu eğitimi alamamaktadır. Neticede eğitimi alacak birey çocuk olsa da, bir çocuk eğitim alması gerektiğini tek başına fark edemez. “Gördüğünüz gibi müzik kulağım harika ben bir piyano öğretmeni bulmalıyım ya da evime yakın bir gitar kursu aramaya çıkmalıyım...”diyen bir okul öncesi çocuğu yoktur sanırım. Çocuğunun bu konudaki yeteneğini fark edecek olan ailedir, anaokulu öğretmenidir, çocuk bunu tek başına yapamaz. Çocuk kendine doğru rota çizemez, bunu çizecek olan da ailedir, öğretmendir. Her çocuk müziğin Mozart’ı, Dede Efendisi olmayabilir; ama her çocuk müziğe ilgi duyar ve müzik algısı geliştirebilir. Sorun, bunu tek başına yapamaz. Ne yapılacağının, nasıl yapılacağının, hangi sırayla yapılacağının… bilgisini bir bilenden almalıdır. Bu bileni bulacak, çocuğa gelişmesi için gerekli zemini hazırlayacak olan ailedir. Ülkemizde maalesef okul öncesi dönem çocuklarına yönelik faaliyetlerin şarkı söyleme, müziğe eşlik etme ya da rontlar boyutunda kalması çok üzücü. Müziğe yetenekli olduğunu gözlediğim bazı çocukların ailelerini bilgilendirdiğimde, müziğe sıcak bakmayan aileleri bir kenara bırakalım, çocuğu için yoğun araştırmalara giren ve çocuğun yaşının küçük olduğu ileri sürülerek müzik eğitimine kabul edilmeyen o kadar çok vakayla karşılaştım ki. “Hiçbir kurs bu yaşta kabul etmiyor.” Hatta yüzmeye bile. Karateye bile. Resme bile.

 

        Durum buyken en büyük görev okul öncesi kurumlara düşüyor. Onlar da üstlerini düşeni çeşitli bahanelerle, gerekli bilgilerden yoksun olma gibi sebeplerle yapmıyorlar. Okuldaki müzik köşelerinde piyano, metalofon, org, marakas, çelik üçgen, ksilefon, tef, zil, vurmalı çalgılar, kaşık, müzik seti, kaset, cd çalar, müzik cd’leri  gibi enstrüman ve malzemeler kaç okulda var? Yıllık, aylık, haftalık ve günlük planlarda belirtilen hedef ve hedef davranışlara ulaşma faaliyetlerini belirleyebilecek bilgi düzeyinde, bunları titizlikle uygulayacak anlayışta kaç tane öğretmen var? Yıl sonunda ana sınıfı öğrencilerine uyguladığım Okul Olgunluğu testleri bunun en açık kanıtı. Aynı öğretmenin sınıfındaki öğrencilerin çoğunlukla aynı gelişim alanlarında iyi aynı gelişim alanlarında geri kalması tesadüf değil. Okullarda programlar titizlikle uygulanmıyor ve veya uygulanamıyor. Sebep ne olursa olsun bundan maalesef çocuklar etkileniyor.

 

 

 

Uzman Psikolog

Tuğba DEMİRÖZ

www.paradoksdanismanlik.com




  1. Makaleler Sayfasına Geri Dön...